KİTLE İMHADAN KİTLE İHYAYA

Medya denilince aklımıza ilk olarak yaklaşık bir asırdır dünya üzerindeki tüm insanlığın yakın dan tanıdığı televizyonlar gelmekte. Bilindiği üzere televiz yon ilk kez 1923 yılında, John Logie Baird tarafından Birleşik Krallık’ın Hastings kasabasında icat edilmiş olup; ilk televizyon görüntüsü ise yine Baird tarafından 1926 yılında servis edildi. Türkiye’de ise televizyon yayınları ilk kez İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından, 9 Temmuz 1952 günü başlatıldı. Böylelikle ülkemizde 69 yıllık bir serüven başlamış oldu.


Veriler, Türkiye’nin; günde 330 dakika televizyon izleme oranıyla, 5-6 saatini televizyon karşısında geçirmekle dünya rekorunu elinde tuttuğunu söylemekte.


Günümüzde dünyada insanlığı yönetmek isteyen güçler, artık ateş gücü vs. ile değil de, televizyon ve tüm dijital mecra yoluyla insanların zihinlerini ele geçirmekte ve kitleleri bağlayıcı dizi, film, reklam ve hatta haber bültenleri ile diledikleri gibi yönlendirmekte ve arzularına ulaşmaktalar. Bireyleri ise bu araçlara bağlayan en belir gin hususlardan biri, dizi/film/sosyal mecra ile bazen kendi hayatlarında ulaşamadığı (maddi-manevi) hususlar veya eksik hissettikleri duygularına karşı, önüne sunulan karakterlerin yaşamları ile tatmin duygusuna ulaştırılmaları. Ancak bu bağlayıcı etkenler bireylere ve toplumlara hem zihinsel hem de fiziksel olarak ciddi zararlar vermekte. Geçici tatmin hissi bireyleri huzursuz etmekte ve bu mecralardaki yapay hayatlar, sahte zenginlikler, yalnızca maddiyata dayalı mutluluklar, bireyi kendi yaşamı ile yetinmekten alıkoymakta ve hep daha fazlasının istenmesine, hayal kırıklığına uğranmasına sebep olmakta. Biraz daha ilerisine bakacak olursak, aile ortamındaki bireyler arasında sorunlar üretmekte ve toplumumuzun can damarı olan aile bağlarımızın zarar görmesine yol açmakta. Ayrıca saldırganlığın veya cinselliğin ön plana çıkarıldığı dizi, film ve reklamlarla toplumun ahlakı ciddi anlamda zarar görmekte.


Bunların yanı sıra insan sağlığı açısından bakıldığında, televizyonun yaydığı leptin ve ghrelin ışınları, hormonları etkileyerek vücutta hormonal dengesizliklere yol açmakta ve bu da insan vücudunda hem psikolojik hem de fiziksel hastalıklara yol açmaktadır. Bu durum da stres oranını artırmaktadır.


Televizyonun icadından önceki tarihlere gittiğimizde, toplumlar hayatlarını şahsına münhasır geçirirken, televizyonun icadı ve sonraki süreçte hızla yaygınlaşmasıyla; televizyonlarda enjekte edilen yaşam tarzlarını, zihin yapılarını, konuşma tarzını benimser olmuş; adeta kendi kültüründen, yaşam şartlarından, fikirlerinden ve ne yazık ki sağlıklarından hızla uzaklaştırılmışlardır. Televizyonda veya herhangi bir dijital mecrada görülenler, yansıtılanlar eksiksiz ve hatasızmış izlenimiyle zihinlerimizde yer etmiştir.


Ancak bu etkenlerden dolayı teknolojiyi yok saymak imkansızdır. Bu sebepten dolayı televizyona, internete bilinçsiz bir tüketici olarak pek kıymetli zamanımızı ve zihnimizi teslim etmemeli, zamanımızı en iyi şekilde yönetmeli, yadsınamaz yararlarından faydalanmalı, tüketen ve yönlendirilen değil, Müslüman her alanda en iyisi ve o alanı yöneten olmalı, bilinci ile üreten bir topluluk olmayı kendimize görev olarak addetmeliyiz. İmha edilen değil, ihya eden ve bu minvalde gayret gösteren kitleler inşa etmeliyiz


MEHVEŞ SULTAN KAYA

dirilissaati.com

43 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör